NİSAN 2010


İşimdeyim Gücümdeyim

Nisan ayında ilk iş haftam tam bir trajediydi. Hiçbir şeye alışamadım. Her şeye yabancıyım. O “dır dır” konuşan Arzu’dan eser yok, sessiz ve gözlemciyim. Tekstil korkucu, yabancı… Daha önce kendi yatağını bile zor toplayıp, toparlayan birinin kalkıp Pazarlamanın bir kolundan tutmuş olması, son derece vahim. Ama inanıyorum ki geçici bir süreç bu… Çünkü aynı işi yapmış olduğum insanlar, hem sabırlı hem eğlenceli hemde komik. İşlerini de çok seviyorlar.

Şu an anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyorum. Firmanın hikayesi var. Hikayesinin bir de baş kahramanı. Yavaş yavaş zihnimde perdeler açılıyor.

 2 Nisan

İksv’nin Film Festivali de İstanbul Kongre Merkezinde açıldı. Açılış biraz olaylıydı. Zira Emek sinemasını yıkıp, Beyoğlu Belediyesi AVM yapacakmış. Niye artık bunlara şaşırmıyorum acaba? Ne kadar direnilirse, direnilsin… Belediye’nin ısrarlı neticelerinin her zaman zafer bulduğuna uzun yıllar geçirmesem de anlamamak mümkün değildi.  Şakir Eczacıbaşı’nın vefatından sonra Yönetim Kurulundan geçiş yapan Bülent Eczacıbaşı çok beyefendi biri. Lakin eylem yüzünden o da konuşamadı o akşam.

 

7 Nisan – Dem- Seni yalnız koymak var, o koyuyor adama…

İnsanın kendiyle mücadelesi.. Dipsiz bir kuyu bulup haykırmak istedikleriyle dinlemek sesini. Sesini tanımak. Duymak içindekini. Olmayacak dertlerin dermanlarının yersiz işgallerinden bitap düşmek. Özlüyorum. Nasıl da utanıyorum. Çocukluğumdan bir anı gibi özlüyorum. Geçmişim olmayacak kadar tazeliyorum an’larımı.

Önder Koca

 Biricik kadim dostum Önder Koca İstanbul’a geldi. Çok özlemişim onu, Antalya’dan ayrılmak çok sancılı olmuştu. Ama çok isteyerek dilemişim sanırım onlarla beraber olmayı. Arayı uzatmadan, yüzler kalpler birbirinden ırak kalmıyor. Bol bol sohbet ettik, onu mutu ve huzurlu görmek yetti. Elbette ki İstanbul’un en kutsal ve özel yeri olan Kuzguncuk’ta buluştuk. Benden habersiz Doğan’ı bile ziyaret etmişler 🙂

19 Nisan – Denge

Saçmasapan bir cümle aldım, uzak memleketlerin birine giden bir adamdan. Bile bile lades, kaçası geliyor kalbinin uzaklığından. Oysa gümlemedikten, patlamadıktan sonra lavların durduğu yerde ne kadar anlamsızlaştığını biliyoruz. İnanmamalı. Bunlar den- sizliğimizin vukuatları….

20 Nisan- Muhayyer Geceler…

Muhayyer’de Sevgili Dostum Doğan Yürük’ün davetiyle Grup Gündoğarken konserine gittik. 20 – 25 kişilik bir dostlar meclisinde çalıp eğlendik. Doğan’ın arkadaşları da onun gibi, gerçek ve içten… Elif Aydoğan (poh böceğim) ile eve dönüş yolcuğunu hatırlanmaya değer…

21 Nisan – Samsun

 

 

 

 

 

 

Samsun’dayız. Firma toplantılarımızdan biri. Samsun’u geziyoruz önce, tarihine duyarlı bir o kadar da keyifli her biri…Karadeniz insanları…  Kaldığım otelin bitişiğinde Samsun Devlet ve Opera Balesi vardı. Akşam gala yemeğinden erken kaçıp, ikinci yarıda bir opera izleme fırsatım oldu. İstanbul’dakileri aratmıyordu. Çok keyif aldım.

Ayrılık Mekanları

Deniz kokulu taşlar döşenmişti yollara
Ben bile bilmiyordum nerde ayrıldık
söndür küllenmiş sözcüklerini geçmiş zaman
sararan firezleri geç
yorumu gökyüzüne bırakılmış uçurtmalı tepeleri”(m.mungan)

Sonrasında fark etmiştim ki böyle- imiş ayrılık… Öğrenilmesi dinlemekten değil, yaşanmışlıktan geçmekte… Kiminin yüzüne asılı kalmış, sözcüklerle tamamlayamadığı ifadeler, buruk bir şarkının dizesine takılmaya görsün; tını zorla imha eder siluetleri…
İzlenen Filmler:
Good Bye, Lenin! 2003
Süreyya Operası :
İSTANBUL CHOPIN HAFTALARI
piyano: Gergely BOGANYI
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s