ŞUBAT 2010

Sanırım tarihlere yüklenen anlamlara artık inanmaya başladım. Havalar soğudukça, yollar uzadıkça, yaşamı yaşlandırdıkça peyderpey daralıyorum yelkovan gibi. Miladi olarak 2. Hafta sanırım sadece uyumak ve bellekteki alışkanlıkları unutmak için elimden gelen her şeyi yaptım. Kimseyle konuşmayıp, dışarı çıkmama bir nevi inziva hasıl oldu. Beraberinde ay sonlarına doğru artık çalışacağım iş konusunda ciddi bir düşünmeden sonra, romantizmin akımını sona erdirip hayatımdaki reforma geçmiş bulundum. Tabi o ara güzel şeyler olmadı mı? Elbette ki oldu.

Veda Film – Livaneli

Değerli Zülfü Livaneli’nin aylardır beklediğimiz Veda filmi gösterime girdi. Çağrı (Bekmezoğlu) ve bende Sütlüce Kültür Merkezinde Veda’yı izledik. Filmin müzikleri şüphesiz Livaneli imzalıydı ve farkını gösterdi, lakin film için aynı şeyleri çok ta içten söylemedik… Sahi Mutluluk filmi mi geldi aklımıza, bunu düşündük bilmiyorum ama o kalabalık ve onca emeği geçenleri düşününce, hele de görünce taktir ettik, sevgili Livaneli’yi…(Abdullah Oğuz yapsaydı da dedim de, neyse)  Gala’da eski rektörüm ve yen Antalya Belediye Başkanı Mustafa AKALIN’ı gördüm. Santsever kişiliği hala sağlam, çok sevindim onları görünce…

9 Şubat – Mektup

Sağlam bir mektup aldım bugün; geçmişte bugün için yazılmış. Yazarı ben. 17 yaşımda 24 yaşıma göndermeler yapıyorum. Gerçekten bazen hayal dünyama hayran kalıyorum. İnsanın artık kendisini her konuda suçlamaması lazım, bölüyorum günahlarımı; güvenmek, irkilmek ve uyanmak adlarıyla…

Kuzenlerimi çok seviyorum! Bu ara yalnız kalmayayım diye, yapışık ikizler gibi beraber geçirdiğimiz Arzu ve Ayşegül ile olmayacak paylaşımlar içerisindeyiz. Ohh rahatım diyebiliyorum… Bu fotoğrafta artık uyumak istiyorum, yatalım anında yine asaletli bir duruş sergilediğim anlarımdan olsa gerek!

15 Şubat – Unutma

Nerede ne zaman nasıl olabileceğini kestiremediğim bir yanlışın üstüne doğruyu eklemek gibi bir şey bu yanılma hissi? Çalmasın telefonum, yazmasın hiçbir endişe… Bu yolda unutulma var, bu yolda unutma…

17 Şubat –  saatleri ayarlama enstitüsü

Kişi sevdiği ile beraberdir… (h.Şerif)

Bu insanların kalbinde “tek” kalabilme hikayesi var ya. Hangi masal yada öyküde okuyup inandığımı hatırlamadığım. Yalanmış… Tek ve yek olma bizlerin külli iradesinden soyutlanmış, beşeriyet bununla epeydir zaman kaybediyor olmalı. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın gelip saatlerimizi ayarlaması gerekiyor. Benimde masal kitaplarımı raflardan kaldırmam….

28 Şubat – Şairler her zaman haklı!

Öyle yada böyle, sol elin yumruğu kadar kalbimiz. Bileğime tüm gücümü vererek sıkıyorum ellerimi.. Boyutlarını tahayyül ediyorum kalbimin, tüm ilklerime doldurduğu mevcudiyetimi… Labirentlerde gezinti yapan kanım arada bir donuyor… Anne sevgisi, baba sevgisi, kardeş dost , yâr sevgisi hepsinin üstüne Yaradan sevgisini hepsi o labirentte yol bulma peşinde… Bu yolda vuslat kimi zaman terbiye ediyor, çoğu zaman da beklenmedik kavşakta karşında duruyor. Sahi Nazım’ın dediği gibi ne zaman(kim) çıkacağız aydınlığa?

Benjamin Walter: Pasajlar  – YKM (nihayet bitti, TR çevirisinin sağlam ama benim için zor bir kitap oldu)
Virginia Woolf : Flush – Can Yayınları
Ahmet Davutoğlu :Stratejik Derinlik (Yazar sağlam verileri birleştiriyor) – Küre Yayınları
Buika: yeni keşfimdir. Kendisin İstiklal caddesndeki Çantacım Recep Abinin orada dinlerken donakaldığım bir ses olarak tanımlıyorum. Ruha bulaştırılmalı, Buika !
Candan Erçetin (Bu ay dinlemem için isabet bir albüm hazırlamış)
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s