Az Ümit Çok Elde

 Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları
Sararıp dökülürken güz rüzgarında
Ardında savrulsunlar, unut yaprakları
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular…
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları 

Özdemir Asaf/Yalnızlık Paylaşılmaz

 

Bazen amansız bir yalnızlığın sizi beklediğine o kadar inanırsınız ki bu kaderden kaçmanın olanaksızlığı, sığındığınız tövbelerinizi unutturur. Sevginin şeklini çizmeyen nefsiniz size geçmişte hatalar yaptırmıştır, evet. Bunları asla unutamazsınız. Bir yol seçersiniz. Adım atarsınız. Kalbinizdeki süveydayı iyileştirmeye çalışırsınız. İyileştirirsiniz de belki lakin asla temizleyemezsiniz.

İşte bu, yani geriye dönüp pişmanlıklarınıza dem vurmak… Bu vakitte attığınız halis niyet, girizgâhlarınıza engebe duran her şey, ne yapın edin; ister tekrar çizin, dilerseniz tekrar yazın katiyen yara bere sıyrıkları ile yaşadığınız zamanı uçurmayacaktır.

Öyle ki bu imtihanın defaatle size sunulması da halen bu felaketi üstünüzde taşıyor oluşunuzdan… Birinin, imtihan çemberinin bocalamasında düşmüş olduğunuz yalnızlığa yakınlaşıp, sizi çıkaracağını düşüncesi, kabul edildiğiniz zannına düşürür.

Ne acıdır ki sadece zan’dır. 

Ne süi’zan ne de hüsnü’zan. 

Bundan hep cezalısınızdır. Geçmişte, canınızı acıtanları unutursunuz belki de acınızı unutamazsınız. Vücudunuzun bir yerinde mutlaka izi vardır. Her bakışınızda sizi yakalayan, boğumlayan örseleyen bir iz… 

Kimsenin onu göremeyeceğini sanıp yaşamak sadece kendini kandırmaktan öteye geçtiğinde sizi derin bir umudun hüsran boşluğunda yakalar, sizde Rabbinizin yardımıyla çıktığınız günah dehlizlerinden bir diğerine tutunur: bunun ismini “Aşk” koyarsınız. Yakanıza da fesleğen kokulu bir broş takarsınız. 

Yeni bir yolculuk başlamış olur. Kendinize verdiğiniz ceza ödüle kavuşacak bir sırt arar durur. Karşılaştığınızda hemen anlarsınız, elini sıktığınızda; 

“Sen nerde kaldın? Ben tüm ceremeleri sen’sin zannedip çekerken bilsen ne çok geç kaldın… “ deyiverirsiniz. Geç kalsa da yarım ve yaralı dursa da gelmiştir ve almışsınızdır içeriye… 

Sıfırdan başlamak… 

O, hep bir adım öndedir bu hayat için. Size kattığı değer, o denli vurucu o denli sancılıdır ki hayretler içinde sizde vücut buluşuna tanıklık edersiniz. 

Durduramazsınız. 

Tüm sırlarınız unutuluvermiş, içinizde hezeyana uğrayacak bir tek nokta bırakmazsınız. O nasıl görecek, neler dökülecek dizelere meraklanırsınız. Sizi hiç üzmez, size kıyamaz sanırsınız. Bilmez ve düşünmezsin ki o’nun da bir vakitler tarumar eden hislerle buluştuğunun ihtimalini! 

Haydi, bunları boş verin! 

Hepsini unutun. Çünkü siz bitmiş ve geçmişte olsa bu derde tutuldunuz! Bundan daha önemli ne olabilir, bundan değerli ne durabilir? 

Değişim artık yolun başındadır. Kendiyle savaşmaktan yorulmuş beden artık sadece savaş alanına dönüşen araziyi onarmaya koyulmuştur. Zamanla iki ileri bir geri başlar bu macera, verdiğin inzivaya göre sabitleşir durumun. O kadar çabuk sahiplenmiş olursun ki o denli senin olur sende gibi durur ki bedenden çıkalı ruha batalı ne kadar menzil almış göremezsin.

Birini sevdiğinde mevsim hep bahar,

yağmur dönüşür hanımeli yaşar gökyüzünden

ve çiçek damla olur buse misali,

birini sevdiğinde ya mavi ya turkuazdır rengi

Açılır pupa yelken, nefes alır verir… Alır… verir…

Bir nefes gibidir mecburdur solumaya.

 

Günler dakikalarla boğuşur, geceler uykusuzlukla…

Ama göğüs kafesi açar kapısını ‘hoş geldin sen hep nerdeydin?’ der.

Kapıdan girer aşk, hazırsız yarasız.

Sonra bir anda gider, böyle vurur vakitsiz gecelerde…” * 

 

Sonra, bir gece senden vazgeçtiğini söyler. Bunu da çeşitli kelimelerle süsler: halat kopar, bağ çözülür, dil tutulur ve kelimeler çıplak kalır. Sen ise senden vazgeçmiş olduğuna değil, gözden çıkarılmış olduğuna; belki de hiç bulanmadığına içerlenir yâda şaşırırsın. 

Görememiş, duyamamış yanılsamış aslında hep yalnızmış der; bitiremezsin, yani öyle kesip atamazsın. Senden nasıl bu denli uzaklaşmak istediğini kestiremez ve bunun hiç mi hiç başına gelmeyeceğini sanırsın. 

İşte ayrılıkla vazgeçiş arasında ki fark, terk edilmiş yada aldatılmış bir beraberliğin çıkış noktası ne denli kavurucu olursa olsun; hepimiz için… Bunu unutmayı deneyenler yada çabalayanlar bazen başa dönüp yaşamamış sayıyorlar zor günleri, zaaflarını kestiremiyorlar. Bazen de tanımlayamıyor galeyan edenle sirayet edeni… Birilerinin “hata” diye yapıştırdığı leke yakadaki fesleğeni çürütür. Siz suladıkça, siz değişir ihtimaline inandıkça içinizde halen bir şeyler daha ezilir. 

Peyami Safa’nın dediği gibi: Az ümit edip, çok elde etmek hayatın hakiki sırrıdır. .. 

 

* 01.05.2009/ Eyüp

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s