KUYUNUN KENARLARI

Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

Şems-i Tebrizi

Nefis; dipsiz bir kuyu. Bu kuyunun içi birbirini tanımayan renklerle dolu. Renkler birbirlerini öldürme uğruna galeyan eden bir sözün etrafında pervane oluyor. Pervaneler güneşe sırtını dönmüş peyderpey soluk alıyor. Soluk ciğeri şişirtip, indiriyor. Şişerken acıya el sürüp, inerken hayâ edip başını eğiyor; hak meclisinden…

Meclis rüku ile secde arasında bir zaman el ele vermiş imtihan çemberinin çizgilerinin üstünden geçiyor. Seviniyor. Üzülüyor. Hissetmiyor .Susuyor. Birbirine sönük ve birbirlerine dönük bir dolu hissi menkıbeyi beraber algılıyor. Birden aklı karışıyor, düşünüyor içten içe. Sorgu hakimine baş kaldırdığından habersiz çemberin dışına yuvarlanıyor. Çemberdeki tüm hakikatlerden azar azar feragat ediyor; nefsinden bihaber.

“O” yüce kitaptan çıkan bir kıssanın onu itekleyen sesi sesleniyor. Dile gelmeden az evvel kısıyor gözlerini ;

 “Ne varsa viran olan kabinde

  Bırakma onları bir umudun peşine

  Umut ,bazen yalan olur

  Kimi zamansa kalır yara bere içinde…”

Kendince olmayan bir şey’lerin hikmetini söylüyor. Milyonlarca yıldızın gökyüzünde yer alması ve hepsinin bir düzen içinde birbirleri ile olan muhabbetini bulmasını düşünüyor önce. Düşüncelerine bir salkımda “kurgu” asıyor.  Birbirine destek olmak için fırlatıp atılan minik çakıl taşlarının, üstünü parlatmak için sildiği bir bezle ışıldadığını ve o bezin bir gün o’nun kalbini de yaldızlayacağının minvaline bürünüyor. Sonra mahallesinde,şehrinde,vatanında ve kainatta yer alan  evleri düşünüyor. Sayılamayacak rakamların toplamına dönüştüğünü tasni edip, nasıl olurda uzaklardan hem de çok uzaklardan o’nun beni bulduğunu sorguluyor;  Çoban Yıldızı’nın Şimal Yıldızına olan tesadüfi sevdası gibi..

Olmadık bir sözden incinen, söylenmemiş kelimeleri ezberleyen ve daha yazılmamış iptilaları yaşayabilen o cüretkar kimliğinin hangi yıldızla yalazlanacağını, hangi bileğin kudretiyle asılı kaldığını sorguluyor içten içe; evlerin hangi penceresinin açık kaldığını ve onu nasıl bulduğunu da sitemsizce…

Hepsi gereksiz bir ünsiyetten ötesi değil!”

diyor çemberin dışındaki ses. Ve sıralıyor ardından; ehli zamanın kendine özgü bir hikayesi olabilmesi için arpej hep batıdan doğmalı…

Bu doğuş yeni bir başlangıç değil bir bitimin son vuruşudur!

Tik tak…

Tik tak…

Zaman geçiyor. Bir düşün ucuna asılı kaldığını ve bu düşün bir vakit gelecek saplantıdan öteye geçmeyeceğini hissediyor dirliğinde. Dirlik belki yalan söylüyor. Bazen yalanları bile doğru üslupla dile getiriyor. Bekliyor usulca çemberin kenarındaki. Duasından dışarı atılıyor. Tekrar girmeye debeleniyor.

Hükümleri aslında verilmiş bir Melodramı’nın ilk sahnesini oluşturan perdeden dışarı atılıyor.  Mevlana’nın dinlediği gibi ; “Nefsini bilenlerden olmayı,silenlerden olmaya yeğliyor…”

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s