SINIR

Sınır; neslerin biçimleri zaaflarından ibarettir.

S. Yalsızuçanlar/Hiç

“Her şeyin bir sınırı var!” dedi balkondan mahalleyi ayaklandıran çığlık. Oysa sesi sınırını delerek çıkmıştı meydana..

Yüzümün iki yanını kucaklayan avuçlarım tüm dirliğini taşıyor şimdi. Kırgınlığım kırıklıklarını gözlerim,kirpiklerim damlaları tutmaya çalışıyor. Onlarda kapalı avuçlarımın içinden kendilerine yol buluyor:

 Ayrılığın üç halini yaşıyorlar kendilerince…

“Beriki, Öteki ve Ortadaki” uzun mühlet tartıştıkları muhakemenden kol kola ayrılıyorlar. Terk ediyorlar er meydanını. Meydanı boş kalınca “pişmanlıkla ile yaşanmışlık” yerini almaya çalışıyor üçünün. Uzun vakit kalacaklarını hesap ettiklerinden ellerinde siyah bavulları ile seriliyorlar yassı yamaca. Yamaç kışa dayanamayınca ateşe uzanıyorlar. Bir “alev      “ olup, kalkıp kül ediyorlar meydanı. Meydanı boş bırakıyorlar. Meydanı yok ediyorlar:

Vazgeçmenin sınırını tüketiyorlar bildiklerince…

“Beriki ile Öteki “geçmişte yüzdükleri kıyısız denizden renkli taşları birbirlerine uzatıyorlar. Avuçlarında nasılda yüklenen umudu tutuyorlar. Nasıl birbirlerini Sınır’larında taşıyorlar. Öfke bir dalga ile sınır çiziyor. Uçsuz bucaksız düşlerin raddesini belirliyor neslince… “Beriki” duyduğu öfke ile taşlardan bir kaçını fırlatıyor. Yara alıyor “Öteki”. Yüzlerden alıyor avuçlarını, gözlerden kaçırıyor hakikatlerini:

Yara almanın ve yara vermenin acısını “Ortadaki” ile paylaşıyorlar birlikteliklerinde…

“Karar bozum” ile “Yarar bozum” tutundukları “Bağbozumunun” kulağına uzanıp bir salkım suizan asıyor. Asılı duran tanelerin fitne tadına bakıyor, çürük dişli eşkâlsiz mahlûkat ağzında kekremsi bir tat bırakıyor. Dilinde sivrilen tadı düz bir duvara fırlatıyor. Duvar mayasını oyan matkabın sesiyle irkilip, panikle harekete geçiyor. Vesvesenin titrettiği kelimeler bir betonu daha parçalıyor:

Karar bozum ve Yarar Bozum oluşan tek bağlarının bölücülüğünü seyrediyorlar tecrübelerince…

Kum, su ve kale birbirlerine muhtaç bir yapı taşı misali “ sulu kumdan kaleler” örmeye başlıyorlar. İkindi vakti kum dibinde yoğunlaşıyor, su kumları (zerreleri) ayıklıyor. Ayrışan zerreler renklerini birbirine açıyor. Kalenin duvarları, parmak araları ve parmak kapıları kapanıyor. Ayaklanıyor yer çekimine ziyade. Su’dan sebeplerle yıkılıyor kumdan kaleler.Kum rüzgarı, su akıntıyı kale ise bir muafızı emanet bırakılıyor:

Güvenle oluşacak barınakların ilk vesvesesine inanıyorlar sessizce…

Ve bir rüzgar esiyor bilindik diyarların sürpriz mevsiminde. İsmi “Ayrılık!” İsmini bilen ama tadını bilmeyenlere inat, savurup duruyor yüksek binaların, zamanı dar erguvanların ve vakti bitmeyen yorgunlukların içinden… Defaatle hatırlatıyor,anımsatıyor kendini…  Bir kabul görmüşlük alıp geri götürecekken hepsini, tüm zaman, yalan diye bildiği hakikate inanmayı seçtiği vakit şimdi bir yalana daha inanmasını söylüyor,fısıldıyor kulağına :

“Beriki’nin” kıyısız denizinde,vazgeçmenin sabırsız eşiğinde, meydanların çitle örgülü gerçeklerinde bir bağ arayacak olursan onu su’dan sebeplerle mahalleden sükuneti çoktan terk emiş bir çığlıkta aramamalısın… Uçurtmanın ucunda sallanan çaputlar bile rüzgarın himayesinde…

 Kopup savrulsa da düşmüş olacak bir kere…

23.05.2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s