Cadı Kazanı

uzaklık
uzaklık

Uzaktan baktığınızda nesneler her boyutundan az az sunar size kendini. Tüme vardığınız nokta ya kuş bakışı ya da uzaktan nesnenin size bakışı olur. Siz yaklaştığınızda somut, heyecanla kıpırdamaya başlar. Heyecanınız sizinle beraber hareket eder ve nesnenin tek boyutu artık gözlerinizin korneasına hapsedilmiştir. Tüm çözümlemeler, sonuca yakınlıklar netleşir; sizleşir! 

Uzaktan ya da tepeden seyr-ü sefa ettiğinizde merakınızı biraz daha ertelemiş olsaydınız yakınına geldiğinizde bu denli hayal kırıklığına şüphesiz uğramazdınız. Mesafelerin ehemmiyeti, bütünü ıraktan da olsa “tek parça” halinde görebilmekteymiş! 

Yakınlaştıkça açılan uçurumlar durgunlaşsa da karşınıza çıkan “yek parça”; “hiçlik!” Size sizi her zamankinden daha fazla “hiç” olduğunuzu hatırlatan yığınınız! Bu yığınların arasında kalmış parçanız bir o kadar makûs tarihine saygılı, vaat edilen umutlara kırgın, değişmeyen değişimleri ile savaşan ve değişime yenilmeyen yanınız; sizin içinizde “tek” mum ışığının pervanesini kollayan ve en değerli zamanınız… 

Şimdi belki de birinin o surlarda gezintiye çıkabilmek için fark etmesini beklediğiniz vakit. Aksi takdirde bir vakitler süpürgenizle kovaladığınız, yakınına yaklaştırmadığınız karınca yuvalarına, sizden habersiz birinin korkunç bir büyü yaptığını kabul edip “panzehir” için kazanı kaynatma zamanıdır! 

Birini “yalnız birini” kazanın içine attınız. Kazanı suyu kaynasın diye yaklaşık altı ay öncesinden kısık ateşe bıraktınız. Kaynamaya çıkınca baloncukları patlattınız ve sebzeleri içine doğramaya başladınız. Bütün işi tek başına yaptıktan sonra kazandan bir ses yükseldi; 

          Eee hani bunun eti? 

Sizde kazanın boşu boşuna aylardır kaynamasına vicdanınız el vermeyince gizlenmiş olan surlardan atlamaya kalkan “esaslının” yanına yaklaşıp; 

          Aylardır kısık ateşte bekleyen siz, suyumun “tadı tuzu” olur musunuz?  

Dediniz. (Nasıl bir eşiktir düşünsenize, heyhat nasıl bir fedailik? Kocaman çirkin burnunuzu iltifata nazır biri içi yerlere serdiniz- ama olsun iyi ki de serdiniz-) 

İkna olduğunu söylemese de belli eden “tadı tuzu” elinden tutup, ısınan ateşi sevgi, suyu; çocuksu hüsnü zanlar, sebzeleri söylenmemiş kelimeler olan kazanın yani kalbinizin içine attınız. İçine düşen, kazanın üstünden bakıldığında biraz çırpındı biraz da yandı. Ateşi körükleyip, bir an önce pişsin diye birkaç odun daha tutuşturdunuz…

Yaklaştı, ateş süratleşti, can yaklaştı, nesne yanında kaldı. Alev kızıştı ve sebzeler erimeye başladı. Su “tuzlandı” , renklerini bulandırdı, su rengini yitirdi… Kazanın içine hazırlıksız ama davetle giren, yara bere, iz, düş kalır mı kalmaz mı diye düşünmeden atlamıştı sanırım kazanın içine. İçinden çeperin gölgesine… İlkin usulca saran çeper birden itti kazanın çevresine. Oysa zaten içinde kaynadıkça değişmeyi göze alamayan, uzaktan tüme yakın gördüğünün yakınlaştığında pes ettiğiydi! 

 Kocaman, çirkin burunlu mor saçlı cadı ne diller döktüyse de, gerçekleri masallaştırdıysa da kaynatamamıştı kazanındaki bütünü! Bütün hep yarım tada hasret kalmıştı. Kim nerden bilecek cadının koca orman da en kıymetlisini “kazanı” olduğunu?

Bakamamıştı. Kandıramamıştı. İnanmıştı ama inandıramamıştı. Yakındaki uzaktan kabul etmeni esasına yakınlaştıkça imkânsız uçurumlar sebep olmuştu. Sebep her şeyi kazana kapatmak istediğini bilince son bulmuştu. Hiçliğin tamamlanan evresine bir halka daha oluşturmuş uzaklığına yakınlıkları eklemişti. Bütünü koparmadan kabul etme zamanları. Kazanı boşaltma ve hiç doldurmama zamanları!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s