Hişşt!

savas dincer
savas dincer

“Bıraktılar beni kendi halime… Benden ne iş, ne makale, ne konferans, ne ders istediler… Beni öyle kabul ettiler… Ben de oturdum Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için taşıdığım çakımı çıkardım, kalemimi yonttum. Yonttuktan sonra, tuttum öptüm. Yazmasan deli olacaktım… Yazdım… Yazdım… Yazdım… Yazdım… Yazdım!

…” Perdeyi yansıtan ışık ilk, klarnetin sesiyle aydınlandı. Krem askıları pantolonunu tutan uzun boylu Sait Faik (Naşit Özcan) girdi içeri… Sesinde yine o gülümseyen ama yakaran tırmanış. Yine cümlelerin kenarlarını süsleyerek seslendi sahneye; “Yazmasam deli olacaktım…”

Ardından dinledik; hikâyelerini dillendirdi. Biz onu ilköğretim sırasında “Semaver” adlı öykü kitabında, konuşarak okuduk. “Öykü bu muymuş?” dedirtti, sevdirdi okumayı, sevdirdi mavi kapaklı minik kitapları… Şapkasını çıkartıp gülümsediğini biliyorum sayfa aralarından; “ Efendim, ilerisinde beklenmedik cevaplar.” der gibi sürüklerdi kurguların sonlarına. Bugün, Şehir Tiyatrolarının on beş yıl önce “Savaş Dinçer” tarafından tiyatro sahnesine uyarlanan; “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye…” adlı oyunu Naşit Özcan’ın o eşsiz yeteneğiyle izledim. Tek kişilik bir oyun. Bir de sahnede oyunu dinamikleştiren bir klarnetçi; hayali sahneye sürükleyen ses. Yalnız, sahne çok sesli; karakterleri cirit atıp duruyor perdenin etrafında. Bir mezarlıktaki ölü ile konuşan oluyor Faik, birden bire ağlıyor ah ediyor izinden kendi ile latife yapıyor seyirci ile. Gamsızlığı, kendini tabir ederken “Yazıcı” ifadesini ciddiye almayanlara… Yazıcı olduğunu ispat etmek zorunda kaldığında;

— Efendim, birkaç hikâye kitabım var.” diyecek oldum, kabul etmediler… Hikâye kitaplarımın vesika mahiyetinde şeyler olmadığını anlatmakta gecikmedim… Yazı yazmak yetmiyordu… Basanların tasdik etmesi lazımdı.

nasit ozcan
nasit ozcan

Söylenerek anlatmaya başlıyordu seyircilere. Yalnız seyircilere mi belki defalarca; kendine, kitaplarına… Ne kadar umut azalsa da kaleminin kuvvetine o kadar inanıyor ki yazar, İstiklal caddesinde yağmur tanelerinin saçlarında yıldız gibi tek tek parladığı bir genç kızı görüyor, arkasından yanaşıyor kıza usulca ve sesleniyor:

— Lütfen arkanızı dönmeyiniz ve sadece anlattıklarımı dinleyiniz. Çünkü arkanıza baktığınızda beş para etmez, üstünde eski püskü kıyafetleri olan, hikâyelerinin gençleştirdiği ama kırışıklıkları, gülümsemesiyle yok olan bir adam var.

Başlıyor kıza kendini anlatmaya. Kız arkasını dönmeden dinliyor adamı. Kız yürüyor. Adam yetişiyor adımlarıyla, cümleleriyle… Hayalinde kurduğu sahneyi, Taksim’de bir apartmana girerek kaybolan kızla beraber terk ediyor. Oyuncu o kadar çok karaktere bürünüyor ki bir an sahnede tek başına konuşan Faik kayboluyor seslerin etrafında. Tekrar şapkasını çıkarıp gülümsüyor. Yalnızlığı bölen tek sesin ardına yaslanıyor;

– “Hişt!”

“Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt. Hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları… hişt, hişt…” Seyirciler hep bir ağızdan “HİŞT!” diye sesleniyor Faik’e…

Savaş Dinçer’den de bu oyunu daha önce izlemek keşke nasip olsaydı diye geçiriyorum içimden. Ancak oyunun hakkını layığı ile veren Naşit Özcan gülümseyerek ayrılıyor sahneden. İzleyicileri de gülümseterek. Tek kişilik oyunların bir ilkini sunuyor hem eğlendiriyor hem de düşündürüyor. Seyirci kalkmak istemiyor oyundan. Alkışları ile besliyor oyuncuyu.

Ben oyunun birçok anlatıcıdan farklı bir yönüne değineceğim. Genç kalemlere de heyecan veriyor aslında oyun. Tüm geçimini yazmakla kazanmayı arzulayanlara gerçekleri, geçmişteki hikâyeler ile örtüştürüp yeise düşmeden, bıkmadan sabretmelerini gösteriyor. Gülümseyişinin içine dizilen hüzünlerin çıkış noktalarını besleyen dizeleri de keza. Bundan daha bir sevdim oyunu… Daha bir can kulağı ile gözlerimi ayırmadan izledim. Vakti olanlara, yazarların hayatlarını tiyatro sahnesinde merak eden herkesin izlemesi gereken bir yapıt…

Üstad(lar)a teşekkürler…

Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s